ilgeçli tümleç #anlatı

cropped-trapped___surreal_raven_painting_birds__animals__2fe5a2a4c4c9f1819892261e9c88b68b.jpg

Öylesine karanlık ki dönecek hiçbir tarafım yok. Dünyanın kesif yüzeyleri kendi başlangıcına saplı çıkmaz sokaklara dönüşmüş. Durmak ivediliğim saatsiz ve varmak istediğim her yer aynı. Yolumu kesen, önümü kapatan, beni engelleyen her şey tanımsız.

“Neden dışarıda gezmek istiyorsun? Kendi içine dön, çünkü gerçek içindedir.”

Güzeli üleşmek varken gecenin bu yaptığı çocukluk. Her şeyi bilinmez yapmak, kendi gizemiyle yeniden var etmek istiyor. Bu, buna bencillik denir.

“Neden birbirlerini bu şekilde takip ettiğini bile bilmediğim zamanlarda parçalanıyorum.”

Orada güzeli paylayan ben, burada sadece paylaşılmışlık tadı, aydınlık. Kendisi olmayan bir iz zamanda salına salına soluyor, izsizleşiyor. Kendisi olamayan ben, bu ,öncelik – sonralık, girdabında pul pul dökülüyor.

“Görüneni üreten bilgi değildir.”

Işık, henüz şekilleri tanımlamadan, en sade haliyle içimde. Hala karanlığı benimsemedim, çünkü korku halindeyim, korkularımla. Umut vardır, belli. Ne kadar umut edersek edelim eskisi gibi aldanamayız.

*Aziz Agustinus

ölmeye yatmak #şiir

çirkindim
bana ilham veren uyku kokusu
ihtiyacım vardı solumaya

çok eskimiş gibi
korkuyor muydum güzel uyumaktan
şimdi adımları merdivenlerde
yaralanacak gibi

sargılanacak iç duruşu, gözlerin
renkten kaçarak ve/ya aydınlıktan
işini yapacak kapıcı, o hiçbir kapıyı çalmayan

yalnızdım da bir bardağın içinde
sıcak da değildi, erimedim
biliyordum, önemsemedim
üşüyordum, izah edemedim
karanlık, adım

geriye kalan her gün ölmeye yatardı
ve tutunamayan söylemlerdi, gecelerde üstü açılan
burada örtünebilirdi

size bir masal lazımdı bayım
ne şanslısınız,
bir masalın rahminde vardım

not #16 boşluk

snyksn

“Gönlüm hiçbir kıyısı olmayan coşkun bir denizdi, orada bütün başlangıçlar ve sonlar boğulmuştu.”
Hemedani

Sonlu bir boşluğa bırakılmış nesne gibi, zamanın içinde her/bir yerde duracağız. Ve bu durma hali, eylemin gerçekleştiği anda, yok olmakla eş değerdi

***

Zorunluyduk, planlanmıştık, hareket etmeye. Her şey, bildiğimiz en geniş kapsamın içkisinde; evren, ve bilemediklerimiz; onun dışı,tüm kapsamların da sonsuz kapsandığı;
beni yaratan, benim sebep olduğum, ben, hepimiz zamanın buyruğunda…

***

Zaman, bizi aydınlatırken, hiçliğimizi;
yürüyen, hareket halindeki düzlemin o görkemsiz (!) tekil boyutuna, resmedilendeki gibi, sahnede bir araya getirilen renklerin sabitliğinde, bizi ondan başka bir şey -aynılaştırarak- yaratmadı.

***

Ve zamana karşı durabilen bir tek oydu, Boşluk.

***

Benliğimin dışına hiç çıkmamıştım. Bir nesne olarak, kendime şirk koştuğum, o an, bilinçsizlik haliydi. Sarhoşluk, keferelik… Uzun süreli göz kararması, gibi. Böyle bir halden sonra, nesneyi, şekilsizliklerinden sorumlu tutmak doğru muydu? Kendim olmak, kendimde tanımlıysam eğer, ve bende sadrolan o anlam ummanı içinde, ve böyle bir kadimin hadis olmak yükümlülüğü var ise.

kurgun kuşu #öykü

trapped___surreal_raven_painting_birds__animals__2fe5a2a4c4c9f1819892261e9c88b68b

Yaşlı bir adam, zamanların üstünde biriktiği ve sakallarında gençliğini anımsatan bir ışık var. Yüzünden daha eski bakan giysileri, kirin rengini taşıyan küstah solukluğuyla, saçlarıysa çok olmuş köklerinden ayrı düşeli, birkaç tutam ensesinde ve başının tepesinde tutunabilmiş kıl kümelerinden başka aklından geçenleri sıcak tutabilecek eski şekilsiz beresi var. Oturduğu yeri hiç terk etmeyecekmiş güveni veren duruşu, elleri, üşümesin diye hayalarında, bekliyor. Gözlerinin akları sararmış, içe doğru rengini belirsizeştiren solukluğa sahip retinaları, görmek için mi yoksa sadece refleks olarak, bakmak için bakan bir yönelişe mi sahip yüzü, belli değil.

Onunla on dokuzuncu yaşımı doldurduğum gün tanışmıştım. Kirası bir haftadır ödenmeyen odamın duvarıda asılıydı şimdi. Geceyle pastelleşen sıcaklığı, yanında kertenkele görünümünde bir gölge olabilirdi ya da algıma hükmedemiyordum. Orada o resim vardı diyorum kendime ama gerçekten bir kertenkele de olabilir miydi? Bakınca gecenin bir yarısı güvenirliğindeki bulanık algıma düşmüştü gerçeği elde etmek. Gölge yürüdü, yürüdü ve duvarın içinde kendini yaratmış zayıf çatlağın içinde kayboldu. Belki de çatlak da sadece bir gölgeden ibaretti ama resim orada tüm gerçekliğiyle duruydu. Gölge duvarda başka gölgelere bıraktı ürkünç solukluğunu, ve ışığın saklambaç oynar gibi sunduğu bu gösteri tiksinç ve reddedilemez bir hal almıştı.

Bakışlarımı tavana çevirdim. Aslında hiç olmamış olan şeyleri düşünmeye başladım. Onların hiç olmadığı teminatını zihnim veriyordu bana. Hiç olmayacak da olabilirlerdi ve hayal de denilebilir. İşgüzar duvar ustasının bıraktığı kocaman mala izlerine takılıp kalıyordular. İstemeden, istenç dışı, hiç arzu etmeden bir şeylere benzetiyordum onları. Biri kamburay, bir başkası gebe anne karnı, ve adlandıramadıklarım, bir şeye benzetemediklerim de vardı. Bu ay yorgunluğunu taşıyordu sırtında ve kamburdu diyorum, bir vücuda ait olmayan şu karın şekilsizlikten hamile kalmış.

Bir sürü şey birikti aklımda. Bir sürü anı. Hatırlamak eylemi kontrolsüz bir hal aldı. Gözlerimi kapatınca bir sürü anıya, açınca o şekilsiz benzeyişlere maruz kalıyordum. Tekrar resme daldım.

Gene böyle huzursuzluğumu göğsüme taşıyan bir akşamdı. Yağmurdan daha yorucu bir ıslaklık uzanıyordu sırtıma. Odamın boğucu havasında nefes alamaz hale gelmiştim. Üst üste sigaralar yakmıştım ve ciğerlerimi eskimiş bir sünger gibi hayal ediyordum. Komşunun penceresinden sızan yılgın ışık içeriyi aydınlatıyordu o anda. Sanki sadece boşlukta biriken sigara dumanı aydınlanıyordu. Durgunluğumun içinde didinmekten vazgeçip kendime yetişmeye karar verdim. Alelacele üstümü giyindim. Kapıdan uzaklaştıkça yatakta uzanmış halime ilgim artıyordu. Nereye gidersem gideyim hep o yatakta uzanmış halimle kalacaktım gibi yürüyordum. Şimdi pek emin olamıyordum. Zihnimde yapılanan belirsiz an şimdi miydi, geçmişi yaşar gibi şimdiye geçmiş muamelesi yapıyordum belki de. O anda hiçbir şeyden emin olamıyordum. Yatakta uzanmış bir ben vardı, baygın, ya da sadece bir ölüydüm. Bir ölü olmak istemiyordum. Her şeye dokunmak istedim sonra. Her şeyden emin olmak için korkuluklara, duvar taşlarına, çöpü karıştıran köpeğe, sokağı aydınlatan ışığa dokunmak istedim. Korkudan hiçbir şeye yetişemiyordum. Sanki ben oraya varana kadar her biri gidecek ve şüphelerim daha da büyüyecek korkusu dolmuştu içime, öylece kalakaldım.

Bir sonra ihtiyacım yoktu.

 

not #15 hep ile hiç

hepilehic

Bize anlam lazım, o bıçağın bağrındadır, kesin, olmayan, keşfedilmemiş. Anlaşılan, içkin, kendini tamamlayan.

Bize zaman lazım, o günlerin bitmezliğinde, ansız, ölçümlenmemiş. Yaşamsız, aşkın, bizi tamamlayan.

Bize ışık lazım, gözümüzün rengini bulacağı, yitmemiş, soluklaşmayan. Canlı, soğumayan, tümü zihinde parçalara ayıran.

Bize hiçlik lazım, hepsini içinde barındıran.

higroskopik #şiir

duyumlanmaya zorunlu
dingin solosu gecenin, öne çıkan hem de
kırpıyor gözünü karanlık pencereler
aklım karalar üstünü ve öfke
tanımlanmamış güdüm bilimidir, gerçekçi
ben dümeni bırakılmaz bir kere

görülmesi olağan
o arsız kursağın uzak ülkelerden getirilişi
anlatılan, yalandır, deneyimlenen
bu budala tütüşleri sabahın
güneşi bahane eden onca renk
bakınca aldatıldığın, gözünü kapayınca susan korosu
hiçbir şekilde iflah olmayan

künde #öykü

suicide

Bir şeyin aslında tamamiyle kendisi olduğundan nasıl emin olabilirsiniz ki? Ben bu kadar kendinden emin olabilen insan olmasına hayret ediyorum. Yığınlarca var bunlardan, üretim fazlası gibiler. Aslında düşündükleri, düşledikleri kişiler olduklarını sananlar. Sonra, çevrelerindeki insanları eleştirebilerek, onların hallerini, görünümlerini, tutumlarını beğenmediklerini sözleriyle, mimikleriyle, davranışlarıyla belli etme çabası içindeler. Bunları yaparken dürüstlüğün gereğini yerine getirdiklerini iddia ediyorlar. Ama kendilerine karşı dürüst olununca, saygısızlık diye bir şey icat edip -etmişler- ona inanabiliyorlar, zorlanmadan. İnsanoğlu işini biliyor.

Bazen zamanın varlığından aşırı derecede şüphe duyuyorum. Şu duruyor halimle ben, günlerin geçmek bilmediği bir ütopyada yaşıyor gibiyim. Şu yığınların hepsi bilinçsiz bir koşturmaca peşinde, içinde. Sorsan, zaman su gibi akıp gidiyor onlar için. Sahi, diyorum işte, zaman birilerini uydurduğu ve insanoğlu telaşesinden başını kaldırıp göğe küfür sallamasın diye uydurulmuş olabilir mi? Hani bazı batıl inançlar vardır, demokratik bir yöntemle, çoğunluğun hayatına girdiği zaman geçerliliğini kazanan. Bu yalanı oluşturan tüm öğeler hayatlarımızın parçası olur, vesaire… İşte artık bizim de inanmamızın zorunluluk halini aldığı ve kendi gerçekliğini doğaçlama bir şekilde yaratan… Öyle bir şey. Yine de o var gibi. Yani ne bileyim, belli bir dizilişi var ‘şey’lerin, önceliğini ve sonralığını tanımlayabileceğimiz. Bu diziliş, bir boyutun içinden sadroluyor. Zaman diyebiliriz buna, bence sakıncası yok.

Kendimden bahsedecektim size. Adımın, yaşımın ve görünüşümün hiçbir önemi yok. Toplumda ekonomik olarak olmasa da canlı olarak sizinle aynı statüyü paylaşıyorum. Bir insanım ben. Şu anda, kendi önceliğini yaratabilen bağımsız bir anda, kargas bir yapının şehri en geniş gördüğü yöne doğru sizlere bakıyorum. Küçümsenmeyecek bir manzarayla karşı karşıyayım. Aşağıda sizleri görüyorum. Öncelikli-sonralıklı.Yukarıdan bakınca hepiniz yürüyen montlar gibisiniz. Sanımır üşümek istemiyorsunuz. Karşıdan karşıya geçmek için bekleşiyorsunuz, ölümü beklemek gibi. Yahut araçların -toplu-bireysel- içinde bir yerlere gidip, bir yerlerden geliyorsunuz. Hepiniz, bekleyenleriniz bile, bir seyir halinde. Zamanı unutmak istiyor gibisiniz. Aslında bunu yapabilmek için benim gibi durabilmelisiniz. Bir ben durma halindeyim çünkü benim durduğumdan ,onun, kimsenin haberi yok. Hava bulutlu, vakitten tam emin değilim. Karanlık çökmek üzere.

Karanlık, vardı ve bitti.