not #17 sıkıntılarımız

Ön yargılarımız var, olmasın mı dedi, nasıl olmasın diyeyim. Hükümler vermeye gelmedik mi dünyaya, peşin peşin, bizden önce irademiz yok muydu, öncelenmiş yargılarımız nasıl olmasın dedi.

Ah şu nebiler, insanı iyi tanıyorlar. Bir sürü günahları var onun dediler, mutlular, günahlarını sanatlarına hapsediyorlar, -biz görmezden geliyoruz.

Ne kadar çok insan kelimesi kullanırsam o kadar pekiştirebilecek miyim insanlığımı dedi. Ne kadarsa o kadar. Pekişmek, sertleşmek iyi gelir de iradeye, insan iradeden ibaret değil, iyi bir insan olarak kalamayız ve iyi insan olmak için bencil kalmalıyızdır adlı psalmla güzel bir pekişelim şimdi.

Yüzüne baktım insanın, karanlığa boğan, insan olarak, tanıyamadım. Bencilliğimi yenmek, her şeye rağmen, istiyordum dedi.

Şuradan bir köprü kuramıyorum, bir çakıl taşını bile sahiplenemiyorum ki, olsun kim bilir kuramadığımı. Ben köprü varmışçasına, kaçayım dedi.

Baktığında bana bakmadığını biliyordum dedi. Ama o bilmiyordu mezhebimizi dedim.

Ön yargılarımızdı nebi, o kadar insandık, o kadar karanlıktı, amaçsızdı köprü.

mutsuzluğun bilinci #alıntılar

Her şey, unsurlar ve filler, seni yaralama da elbirliği ederler. Burun kıvırmanın zırhına mı bürünmelisin? Kendini bir tiksinti kalesinde tecrit mi etmelisin? İnsanüstü kayıtsızlıklar mı düşlemelisin? Zamanın yankıları seni son yokluklarının içinde de mağdur edeceklerdir… Kanamanın önüne hiçbiri geçemediğinde, fikirler bile kırmızıya boyanır, ya da tümörler gibi birbirinin üzerine tırmanır…Eczanelerde varoluşa karşı hiçbir özel ilaç yoktur – yalnızca palavracılar için küçük ilaçlar… Peki, berrak, alabildiğine eklemlenmiş, vakur ve kendinden emin ümitsizliğin panzehiri nerededir? Bütün varlıklar mutsuzdur; ama ne kadarı bunu bilir? Mutsuzluk bilinci, bir can çekişme aritmetiğinde ya da devasızlık sicilinde boy göstermeyecek kadar vahim bir hastalıktır. Cehennemin itibarını düşürür ve zamanın mezbahalarını kır şiirlerine çevirir. Hangi suçu işledin de doğdun? Hangi suçu işledin de varsın? Acında kaderin gibi sebepsiz. Hakikaten acı çekmek, nedenselliği bahane göstermeden dertlerin istilasını kabul etmektir; çılgın tabiatın bir lütfu gibi, bir negatif mucize gibi…

Zamanın cümlesinde, insanlar virgüller gibi yer alırlar; sense onu durdurmak için, nokta olarak hareketsizleştin.

E.M.Cioran

yüzsüzce sevilmek #şiir

o kurmalı saatten, o saatin cebrinden, ve sonraki günlerden
kurulmuş saat gibi değil mi sözlerin, bir dakika
bir zaman bu ek kişilik, bilgisayar, mürekkepli kitaplar
yaşamak eskisi gibi, çoktandır, farkındayım
ve sen kolayca dönmüşsündür kurmalı ruhuna

farkındayım da yüzsüzce sevilmiştim
bir sirkte sevilmiştim, dostlarımız alkışlıyordu
düzen bu efendim, yüzsüce selamlaşacağız-kucaklaşacağız
efendim enfes güzel sözler, nefis ve orada Allah
dönüp durup, dönüp duruyorum kulluğuma
sekize kadar sayabilirim daha ne var
hiç böyle sevmemiştim bir şeyleri

haydi bakalım

nevresimde küller ağacı #şiir

Kımıltı arıyorum,
Uzanıyorum öyle ışıklara
Sıcak sıcak
Ölüyorum hep, ölüyorum

Bir kundağı tadamadan
Feri solar, sertleşmez tırnaklarım
Ölüyorum, hep ölüyorum
Tutunamadan

Ölüm de olsa seviliyor
Soğuk soğuk
Ölüm demek aslında
Yüzükoyun anımsamak

3:45 #şiir

büyük bir sayfa, yeniye açılan
ve bu beyazlık sanki bir şeyi saklayan
içeride yalan, yalan, yalan

yalan bir eklemidir ruhun, gürültüsü
eğilir, bükülür, kireçlenir, yani hiçtir
kışın kelebeğidir, yazın cam buğusu
içeride yalan, yalan, yalan

çok çabuk göstermek için tüm oranları
çiziyor kalem salıncağı, çürük bir incir ağacı, en güzel
beni sallayacak elleri korkunç bir heykel aldı
dünyada bir çift gözdüm ben, bilmeden karanlığı
içeride yalan, yalan, yalan

şu gün başlamış olsaydı bile başka bir dünyada
somurtuyor ayak, gitmek istemiyor o tarafa
o taraf aslında varoluşun mümkünü
zaten şey, her şey ne kadar beyaz ise o kadar yalandır
gibi soğuyorum ve bu yetersiz
içeride yalan, yalan, yalan

çünkü bu akşam saatinin bir yerindesin, yapayalnız
ve her yer yalnız, hiçbiri de yalnız
kaldı ki giderek biz olacağız, çünkü kalabalığız
bir yankı olamayacak kadar kalabalığız
bir gürültüyü sahiplenemeyecek kadar yalnız
ve sakın düşünmeyiniz, perdeleri kapatınız
dışarıda yalan, yalan, yalan

su askıları #anlatı

mezarında kimler vardıysa
hepsi ölmekten bir o kadar mustarip
muştalama beni bu konulardan artan derine
sesi geliyor ve yok ardışığımız
“pek bir hayıflandı”

hayvan ilminden, hayvanca
hayır halin gelinmemişti
yahut mesafelerimiz gelişmemiş bir beyinde hesaplandı

Ve bir şekilde insan hayatı yıldızların egemenliği altında başladı. Selam sana kibirli süje. Kollarımın arasına aldım seni, bize en yakın yıldıza sundum , Hû dedik, kendi ellerimle verdim işte. Çirkinliğin kabına koymadan, adnına eş koşmadan.

Değil miydi hayatımız yıldızların egemenliği altında başladı. Selam sana öyleyse. Kollarımın arasında erdirttim seni, bize en yakın yıldızdı sanıyordum, hû diyordum. Kendi ellerimle verdim. Adını koymadan, çirkinliğe eş koşmadan.

Kuş oldun ya kanatlarımın altında. Sonra senin kanatların o ilahi ezgiyi yorumlamıştı. Rüzgar hû dedi, dağlar baş eğdi, ağaçlar kışın çıplaklığından utandı, hicap etti. Kendi sözleriyle geçirdi bu cinneti.

Duymak yerine soludum, yaşamak yerine soğudum. Yaşamak, su, mürekkep, şiir. Şiir.

Hicap etti henüz vaz iken. Henüz can dediğin bir soluk iken.

Yazmak istiyorum dedi, hiçbir şey birbiribi takip etmesin. Olguyu olanın/olmuşun dışına taşırmadan, öngörüsüz, doğaçlama, mürekkebim bitene kadar. Yazmak istiyorum dedi, nasıl kümelendiğimi, nasıl ayrılaştığımı birbirine bağlı olmadan, bir’de ben aynılaştırılmadan. Renk değil, gölge olsun istiyorum dedi.

ev #şiir

evlerimi özledim
yağan kirloz kiremitlerine, kir
evlerim
kişmiri buğdaylar yetişir mermer pervazının kavruğunda
bu beklentiye dayanmaz kibir
evlerim
bardaktı suyun dışına dolanan
boğuluruz belli
misafirliğimizin parmak izlerinden arınamadan
evlerim
su mudur, durur bardakta
yoksa bir kitabe katılığı mı her anda duran
evlerim
bağıldır doğaya, değil midir sokaklar
kapımda durgun ayakkabılar
biliyorum
yine yetişemeyeceğim biz olmayana
köhne duvarlarına şık saatler bakılacak, ama
biterse bu görkem başlar belki yalnızlığımız
ancak bu zaman ayrımlarında
evlerim
ışıklarını söndürdüm
ve en karanlık hangi gölgem göremiyorum
bir kadına konuşur gibi
biteviye beyaza dert yanıyorum
evlerim
bu çoğulluk zor gelir artık
ayrışmalıyız
ah, acıyı çeken bedenim
evet, ayrıca