gölgelerin önceliği #anlatı

Öylece durgunluğumu aldın benden, sıvasız duvarlara tünemiş gölgeydim, sonra bakışlarımı özgür bıraktın, aşık olayım diye bir başınalığımı aldattım. Tekrar ve tekrar görmeyi öğrettin bana. Hem gözümle, hem gönlümden.

Tek bir şeyi görmek istiyorum. Siyahın içinde kutsanmış beyazı getireni, beyaz harflerle yazılmış, büyülü, beyaz.

Gülüşünde gölge vardı. Nasıl geçmişe bırakırım. Ey avucumda taşımaya utanacağım kadar naif sonsuz demetlerden çiçek bahçesi, ufkuma yayılan ışıkla beslenelim, sunalım yapraklarımızı doğaya, onun bir parçası.

Ya da basit bir aldanış yolum uzamasın diye, altı aydır hicretim.

Gövdemi getirin bana, durmam lazım. O baş ağrıları, mide yanmaları, gördüğümü sandığım şeyin bulanıklığı da ona aitti. Yine de durmam lazım. Üşüyorum çünkü. Oda sıcaklığında bile üşüyorum. Gövdemi getirin bana, boşlukta duramıyorum.

Yine geldim. Yine önce gölgemi getirdim sana, gözlerimi kapatıp gölgerimizi sarmaya çabaladım.

Birlikteliğimizdir uykusuzluğum. Ayıklığımı kurban ediyorum beni aklına getirdiğin gecelere. Biraz daha maddenin içinde düşleyeyim seni, değme. Sabaha bakışların, öğlen hep arzuladığın, geceyi soluyuşların, hepsini pek iyi bilir miyim? Bilmek sadece tecrübe etmekten mi sorulur?

Somut denilene meydan okuyorum. İşte yanımdasın, parmaklarımın ucundan başlıyorum seni hissetmeye. Yine bir karabasandan uyanmışım, süt dökmüşsün kabıma.Şu sevmdiğin kedilerden biri olmaktan hiç gocunmuyorum.

İstemeyerek yazıyorum seni, okursun biliyorum. Ve bunların hiçbirine inanmıyorum.

yasalar, mağaralar #şiir

söyle söyle
şöyle böyle
bir hayatın kurcalanmasından daha vahim
bu hayatın bilfiil yaşanması
fazileti, toz zerreleri bile değil
toz zerresi
itilmiş sahibi koca evren meydanı, içine
yaşa oğlum yaşa
yaşa da gör

yaşa da gör nefesin buğusunu
yasada gör bir hükmün en alasını

en çok da sıkışınca buharlaşır
nefesin sıkışınca
kravat değil ki çözesin

peki, kurcala…

not #18 mişli varediş

Öyle şeyler, kelam edemeyiz, halden anla. Türlü şekiller, enteresan durumlar, girdik-içindeyiz. Düşün, düşün, düşün ama adımlarımı hazır et, gel bana. Kimseyle de paylaşma, kimseyle de paylaşmam. Sonradan kendim olup ayağıma dolaşmam..

***

Var mıdır dediğin olası mıdır? Oluş varlığa deva mıdır? Kendinden bil, kork, kırk köyüm ve sahibim, ol her kimse. Şöyle bak kendinden dışarı çıkıp, gerince ayanı alnına iyice ve genişçe, geçmiş, öyle şeyler, kelam edemeyiz, halden anla.

***

Hatırlayamazsın, evet. İlk başta kendini. Orada ol sen, her yerde senden bir tane olsun. Sonra başka bir düşünceye daha dahil edeyim seni. Kendimi arayayım.

***

Bilemiyorum ne anlatabilirim. Bir sırt çantasına ne sığdırabildiysem, işte o kadarıyla gelirmiştim. Birkaç adım geride bırakılmış han, yarıda bırakılan azık, daha yeni kucaklaşmış iki dostun gelecekteki hasreti gibiymişim. Şubat ayıyım, evet. Garip mevsimim. Önceleri de garipmişim ama önceleri böyle değilmişim. Açıkçası ne yaşamış olursam olayım hepsi benmişim, yine benmişim.

***

Nice yolları aşıp da gelmişim masalımız ya da günlerden bir gün diye başlayan hikayemiz yok bizim. Halden anla.

bilmece uğruna sevmek #şiir

o kadın orada değildi.
kaba saba elleri piyanonun başında
peki ya notalar
arkamı döndüğümde bulunan
aletin başındaki garip gölgede, duyulan
gizemli bir siluet ya da göz yanılması
gerçekten garip, o eller hiç orada değil

ve kendini beğenmiş korkunun pençesindeki adam
kısa boylu, kaba ve kibirli cüce…
çocuk gibi yüzü var ama dolandırıcı, yalancı

kendine benzetmiş güzelliği, kendine
sesi şarkısı şiiri
mavi içindeki duvar be ışık
perdeler böyle püsküller vesaire karmakarışık
bakıyorum ve bakıyordu, bakıyorduk

balkonsuzdur evlerim #şiir

evlerimi özledim
yağan kirloz kiremitlerine, kir
evlerim
kişmiri buğdaylar yetişir mermer pervazının kavruğunda
bu beklentiye dayanmaz kibir
evlerim
bardaktı suyun dışına dolanan
boğuluruz belli
misafirliğimizin parmak izlerinden arınamadan
evlerim
su mudur, durur bardakta
yoksa bir kitabe katılığı mı her anda duran
evlerim
bağıldır doğaya, değil midir sokaklar
kapımda durgun ayakkabılar
biliyorum
yine yetişemeyeceğim biz olmayana
köhne duvarlarına şık saatler bakılacak, ama
biterse bu görkem başlar belki yalnızlığımız
ancak bu zaman ayrımlarında
evlerim
ışıklarını söndürdüm
ve en karanlık hangi gölgem göremiyorum
bir kadına konuşur gibi
biteviye beyaza dert yanıyorum
evlerim
bu çoğulluk zor gelir artık
ayrışmalıyız
ah, acıyı çeken bedenim
evet, ayrıca

ne acayiplikleri kabullendik sonunda #anlatı

Benimkisi tam anlamıyla isteksiz bir uyku hali. Bu uykuda rüya görmem mucize sayılabilecekken, yine de görüyorum. Ya da düş mü benimkisi, bilemiyorum. Zaten zamanın en usulsüz yapısına ilişmiş düşlerim de, çocukluğumda geleceğimi teminat altına alayım diye bana tembih edilmiş yerli yersiz nasihatlermiş gibi kişiliğimi huzursuz ediyor.

Uyuma isteğimin temelini gözlerimi asla alıştıramadığım ve alıştıramayacağımdan emin olduğum eğreti ışıkların arasında kararlı bir gölge olarak bulunmak amacı oluşturuyor. Uyanıksam olması gerektiği gibi olmalı mıydım?

Sonrası, onlar ne düşünür? Ait olmadığım sanrılarda varolmak için niyetlendiğimde sol kolumdan kalbime doğru enleşen bir daraltıya tutuluyor, bacaklarımda bulunan kaslara -daha sonradan morluklara dönüşebilen- uzun soluklu kramplar giriyor. Zaman geçer bunlara alışırım, bunlara da alışırım, alışkanlığım kalıcı bir unutkanlığa dönüşür diye umut ettim. Ve soluduğum her nefes burnumdan beynime saplanan buzul sarkıtlarıymışçasına saplanır. Başımı eğdiğimde bile kaşlarımın üstünde bir rüzgâr gibi hissettiğim lanet ışıklardan kaçamıyorum.

Hiç çabalamadan, huzursuz olmak için onlarca neden bulabiliyorum kendime. Ama bir gölge olabilmenin harcinde ışığın herhangi bir tonu olabilmek, sürünün gidişatına uyum gösterebilmek için bir tek neden bulamıyorum.

Hiç olmazsa, yan etkilerini tahmin edebildiğim halde her ışığa cesaretle yüzümün tamamını dönebiliyor olmam bana teselli ve cesaret veriyor. Biraz daha var olabilirim. Kaç zaman kalmıştır karanlığa.

Bir su aygırınınki gibi genişlemeye başlamıştı gördüğüm rüyamın açısı. Benim için yaratılmayan renkleri bile görebiliyorum şimdi. Karanlıkta kalmak isteyişimden sanıyorum, aydınlıkta kalan her yer gözümü kamaştırıyor, görmem gereken hiçbir şeyi göremiyorum.

Baktığında toplum için normal, sanrılarım için alışılmışın dışındaydım. Büyük mücadele. Bu yoğun çaba sırtımda geniş bir yara. Kendimi zorladıkça yara iltihaplanıyor acısı da artıyor. Bu yaradan kan değil, renksiz, kokusuz ve yapışkan bir sıvı akıyor. Anılarım. Rüyalarım. Çoğu bana, yaşadığım dünyaya ait olmayanlar. Dile getirmekten çekindiğim, buna cesaret ettiğimde ise moral bilincim tarafından yargılananlar ve kalbimden bahsediyorum şimdi.

Olmak istediğim kişilik, olmaya zorlandığım kişilik tarafından, vücudumdan bir cerahat olup çıkıyor. Hangisinin katlanılamaz olduğu hakkında kararsızım. Kararsızlığım, hayatım böyle devam ettikçe bitkinliğimin ve böyle olmak istemedikçe gölgem hızla yoğunlaşıyor.

sarhoş masasın sen depreme dayanmazsın #şiir

üzgünüm yatak odası ışığı
aslında burası sadece salondur
salonlardır birçok bünyeye ait olabilir
olabilir
geniş, çok geniş bir bağırıştan hemen sonra
burası bir yatak odası da olabilir salon da
komşum bir kapıcıdır her kapı kendisinden bilinir

şimdi bu yaktığım son sigaram olsaydı ah
ne de güzel olurdu şu örümceği öldürmesem
ankara ve tekel bayilerinde banka kartım dilsiz
doğru mu
bu tedirginliği sen de yaşamalısın
ezan okunur, vakit geldi, ve imamlar için bu yüzden ay sonu verimsiz

inatla soğudu terleyen camlar
fotoğraflarını çektim üzgün ışığın
yüzünde bana ait olmayan gölgeden başka bir şey daha var
sarhoş masasın sen depreme dayanmazsın